Kelam İlmi: Adı, Tanımı, Konusu ve Dini İlimlerle ve Felsefe ile İlişkisi

Kelam: Adı, Tanımı, Konusu ve Dini İlimlerle ve Felsefeyle İlişkisi

Kelam, Arapçada konuşma, söyleme anlamlarına gelen “tekellüm” isminden türetilmiştir. Kelam ilminin tanımı konusunda geçmişten günümüze dek süregelen ortak bir fikir birliği yoktur. Bu fikir uyuşmazlıkları (tıpkı felsefede olduğu gibi) kelam ilminin değerine ve itibarına zarar vermez, ancak ve ancak kelam ilmi hakkında bize bazı ipuçları verir. Bu ipuçlarından bazıları şunlardır:

a-) Kelam ilmi tarih içinde birçok ekollere ayrılmıştır. Bu ekoller kelam ilminin ana hususlarında genellikle bir fikir birliğinde olmalarına karşın, başka birçok hususta (amaç, yöntem ve benzeri alanlarda) fikir ayrılıkları yaşadıklarından dolayı ilmin tanımı hususunda kelamcılar birbirlerinden ayrılmışlardır.

b-) Kelam ilminin tanımını yaparken bazı düşünürler ilmin konusuna göre; bazıları amaçlarına göre; bazıları ise ilmin her ekolünde ortak olarak var olan temel taşlara göre kelamı tanımladıklarından dolayı ilmin tanımı hususunda kelamcılar birbirlerinden ayrılmışlardır.

c-) Kelam ilminin amaç itibariyle metafizik bir zemin oluşturmak istediği ve dolayısıyla tümel bir ilim olmak iddiasından  mütevellit, incelediği veya ele aldığı küme geniş olduğundan ilmin tanımı hususunda kelamcılar birbirlerinden ayrılmışlardır.

Bu nazariyelere ek olarak bazı kelamcıların kelam ilmini nasıl tanımladıklarına bakalım:

“Kelam ilminin gayesi, Ehli Sünnet akidesini muhafaza etmek ve onları bidat ehlinin bozmasından korumaktır.” (Gazali, el-Munkiz, s. 132-3.)

“Kelam, Allah’ın zatından ve sıfatlarından, mebde ve mead [başlangıç (yaratılış) ve sonuç (yedinden diriliş)] itibariyle yaratılmışların durumlarından –İslam kanunu üzere– bahseden bir ilimdir.” (Cürcani, et-Tarifat, s. 78; Bilmen, Muvazzah İlmi Kelam, s. 3.)

Yukarıda alıntılarını verdiğimiz kelamcılardan Gazali, kelam ilminin tanımını yaparken ilmin amacına; Seyyid Şerif el-Cürcani ise kelam ilminin konusunu teşkil eden üç temel ilkeye (tevhide, nübüvvete ve ahirete) vurgu yapmıştır. Biz ise kelam ilmini şöyle tanımlıyorum:

“Kelam ilmi, ön kabul olarak kutsal kitaba dayandıktan sonra, o kitabı us yoluyla rasyonel zeminde temellendirme çabasıdır.”

Kelam ilminin amacı ise şunlardır:

a-) Paradigmayı belirleyerek model disiplin olmak.

b-) Bilimsel bilgiye ulaşmak ve bilimsel bilginin ölçütünü vermek.

c-) Metafizik oluşturmak.

d-) İspatlamanın formunu vermek.

e-) İslam inancını, diğer inançlara mensup olanların eleştirilerinden korumak ve onu muhafaza etmek.

f-) İslam inancına mensup kimselere dini anlatarak onların inancını kuvvetlendirmek.

Kelam ilmi oraya çıkış itibariyle hem felsefi hem de teolojik bir ilimdir. Kelamcılar, kelam ilminin felsefe ilminden farklı olduğunu, kelam ilminin kendisini “vahye” dayandırdığı vurgusuyla sıkça belirtir. Felsefe ilminin yöntemi ise, kelam ilminden farklı olarak, kendisini akla dayandırmasıdır. Fikirlerini rasyonel bir temele oturtmaları ve diyalektik yöntemi kullanmaları itibariyle her iki ilim bir ortaklık gösterse de bu “dayanak” ayrımı iki ilimin bakış açılarını bizlere sunar.

“Dayanak” ayrımı noktasında Gazali, kelam ilminin yöntemini daha doğru bulmaktadır. Gazali, her ne kadar iki ilime de eleştiriler getirmiş olsa (eleştirileri yorumlarken dönemin şartlarını ve toplumsal baskıyı göz önüne almamız gerekiyor) kelam ilminin yöntemine asla eleştiride bulunmamıştır. O’nun eleştirileri kelamcıların, kelam ilminin yönteminin hakkını verememelerinedir.

Kelam ilminin diğer dini ilimlerle ilişkisini Cemalettin Erdemci ise şöyle açıklamaktadır:

“Kelam, dinin inançla ilgili boyutunu ele alırken, fıkıh ameli konuları ele alır. Bu durumda kelam asıl, fıkıh ise feri konumdadır. Zira kelam, dinin temel esaslarını konu alarak temellendirmeye çalıştığı için asıl; fıkıh ise kelam ilminin tespit ettiği temeller üzerine bina edilen bir ilim olduğundan dolayı feri konumundadır. (Erdemci, Kelam İlmine Giriş, s. 19.)