Farabi ve Kültür İnşasında Mantık İlminin Mahiyeti Üzerine

Kültür İnşasında Mantık İlminin Mahiyeti Üzerine

Bu çalışmanın omurgasını teşkil eden eser, Mustafa Yıldız’ın “Farabi’de Dil-Mantık ve Kültür İlişkisi” isimli makalesidir. Bu sebeple öncelikle Farabi’nin işbu mevzu hakkındaki görüşlerini ve ardından Farabi’nin içinde bulunduğu İslamiyet döneminin tarihsel arka planı ve o dönemde çalışmamıza konu olan problem üzerine ortaya atılan görüşleri serimleyeceğim . Birazdan masaya yatıracak olduğum makaleyi seçmemin nedeni Farabi’nin de içinde yaşadığı kültür havzasının tarihte “kavşak” rolü üstlenmesidir. Eğer tarihi bütünlükçü bir gözle kavramak istiyorsak bu kültür havzasını özellikle incelemek gerekmektedir. Bir diğer nedense, mantık ilminin pratikte mahiyetini görmek ve göstermektir.

İnsanlar dil aracılığıyla iletişime geçmiş, sorunlarını çözüme kavuşturmuş, kaosu düzene çevirmiş ve nihayet kolektif ruhu yaratmıştır. Var kalmak için ihtiyaç duyduğumuz kolektif ruha kültür demekteyiz. Bu sebeple kültürü incelerken dili, dili incelerken de kültürü inceleriz. Kültür için önkoşul olan dilin iletişim-ötesi işlevlerinden biri, kendinin vesilesiyle kurulan kültürü zaman içerisinde doğal yollarla biçimlendirmesidir. Dilin yaratıcı niteliği her zaman bilinegelmiştir. Örneğin Herakleitos, her şeyin arkhe’si olarak logos’u işaret eder. Logos’un tanımlarından biri de evrensel yasanın (evrenin) dilidir. Mitolojide ve tek tanrılı dinlerde de dilin yaratıcı niteliği üzerine örneklemler vardır.

Antik Yunan felsefesinde mantık ilmine giriş İsagoji ile başlamaktadır. Farabi ise mantık ilmine girişi nahivle (sözdizimiyle) başlatır. Böylece Farabi dilden mantık ilmine, mantık ilminden de kültürel üretime geçmiştir. Burada konuya virgül koyup dönemin tarihsel arka planına, Farabi ve diğer İslam düşünürlerinin aralarındaki fikir çatışmalarına ve amaçlarına geçelim.

İslamiyet’in doğuşuyla fetih hareketleri hızlanmıştır ve fetihler sonucunda Müslümanlar kadim kültürlerle tanışmıştır. Kılıç gücü her ne kadar Müslümanlarda olsa da, Müslümanlar kadim kültürlerin fikirsel gücüne erişemeyecek kudrettedir. Bu noktada Müslümanlar tekrar kılıç kuşanmak yerine -ki fayda etmezdi- kadim kültürlerin fikirsel mirasını özümsemek için çabalamıştır. Kindi ile başlayan tercüme hareketi Müslümanların bu çabasının hızlanmasına vesile olmuştur. Çeviriler üzerine şerhler yazılmış ve düşünürler arasında uzlaşım kurulmaya çalışılmıştır. Uğraşlar sonucunda Arapça gün geçtikçe bilim/felsefe dili olmaya başlamış ve etkisini yüz yıllar boyunca devam ettirmiştir

Dilin uzlaşma temelli olduğu düşüncesi ilk kez Demokritos tarafından ortaya atılmış, ardından Aristoteles de bu fikri benimsemiştir. Antik Yunan felsefesinden sonra İslam dünyasında da dil problemi kelamcı düşünürlerin üzerinde çok durduğu ve cevap aradığı bir problem haline gelmiştir. Çünkü İslam dininde dilin mahiyeti ayetlerde verili haldedir. Bir kısım kelamcı dilin ilahi belirlenimle tecelli ettiğini söylerken diğer bir kısım kelamcıysa dilin ilahi belirlenim olmadığını, uzlaşımsal olduğunu söylemiştir. Farabi de ikinci kısımdandır. Farabi, farklı coğrafyalardaki dil farklılıklarını ilineksel olarak görmüştür. Onun için özsel olan/asıl olan anlamdır. Anlamın yetkin inşası için de mantık ilminin gerekli olduğunu söylemiştir. Peki, dilin kullanımındaki farklılıkların kaynağı nedir? Farabi’nin bu soruya cevabı hem doğal etkiler hem de toplumsal alışkanlıklar olmuştur. Ele aldığı eserlerde de bunları örnekler vererek işler. Dil oluşum sürecini tamamladıktan sonra artık dilbilgisi sanatının sırası gelmiştir. Dilbilgisi sanatlarının mahiyetiyse kültüre biçim vermektir.

Farabi, düşüncenin son aşaması olan felsefi düşüncenin ortaya çıkışını retorik, sofistik ve diyalektik yöntemin doğa bilimlerinde kullanılmasına bağlamıştır. Fakat fark etmiştir ki bu üç yöntem de esasında insanı kesinliğe götürmez, içlerinde her zaman bir yanılma payı ve müphemlik bulundurur. Farabi ise kesinlik peşindedir ve yöntem araştırmasına devam eder. Son olarak matematiksel yöntemin daha yeterli olduğunda karar kılar.

Farabi’nin özelliklerinden biri de “mutluluk filozofu” olmasıdır. Bireysel ve toplumsal mutluluğun nasıl sağlanacağına dair kitaplar kaleme almıştır. Farabi’ye göre mutluluğun önünde iki engel vardır: dilin yetkinleşmemesi ve düşünce yöntemlerinin sağlam olmaması. Toplumsal mutluluğun önkoşulu görüş ayrılıklarını aşmak ve dilin kendine has anlam bulanıklığını gidermektir. Anlam bulanıklığını gidermek için dilbilgisi ilmine, düşüncenin yönteminin sağlamlaşması içinse mantık ilmine ihtiyaç vardır. Düşünmenin ve konuşmanın yasalarını ortaya koyan mantık ilmi, insanın yanlış düşünmesini engeller ve sözcüklerin yanlış anlaşılmasını engeller. Toplumsal mutluluk içinse bunlar önkoşuldur. Farabi’nin değeri de burada ortaya çıkmaktadır.
Farabi’ye kadar gelen bütün düşünürler mantık ilmini salt teori etkinliği olarak görürken, mantık ilmi Farabi’nin elinde mutlu yaşam için metafizik zemin oluşturan bir pratik haline gelmiştir.