Raffaello’nun Atina Okulu Freskindeki Platon ve Aristoteles İmgesi

Raffaello’nun Atina Okulu Freskindeki Platon ve Aristoteles İmgesi

Raffaello’nun Atina Okulu freskinde Platon, parmağıyla yukarıyı işaret eder. Ressamın burada anlatmak istediği, Platon’un sırtını dünyaya, yüzünü de idealar dünyasına döndüğüdür. İdealist ve aynı zamanda bir matematikçi olan Platon için mükemmel olan ancak idealar dünyasıdır; görünen dünya kusurlu ve eksiktir. İnsan, bu eksikliğini ancak erdemli yaşamakla törpüleyebilir. Erdemli ve iyi yaşamanın şartı ise bilgili olmaktır, kötülüğün tek nedeni bilgisizliktir. İnsan, mükemmel olan idealar dünyasından (özelde iyi ideasından) pay aldığı ölçüde erdemli ve iyidir. Platon’un bir matematikçi olduğu göz önüne alınırsa onun ahlak felsefesi daha iyi anlaşılacaktır. Sayılar her ne kadar mükemmel olsa da nihayetinde cansızdırlar; fiziksel değillerdir ve görünen dünyada bulunmazlar. Platon bu nedenle mükemmel olan cansız varlıklar dünyasına, yani idealar dünyasına, yüzünü dönmüştür ve görünen dünyaya sırt çevirmiştir.

Raffaello’nun aynı freskinde Aristoteles, parmağıyla aşağıyı, yani maddi dünyayı işaret eder. Ressamın burada anlatmak istediğiyse, Aristoteles’in yüzünü maddi dünyaya döndüğüdür. Aynı zamanda bir biyolog da olan Aristoteles maddi dünyaya ve varoluştaki kusurlara odaklanır. Maddi dünyadaki varlıklar canlıdır fakat mükemmel değildir.

Aristoteles’in temel meselesi iyi bir hayatın ne olduğunu anlamaktır. Temel meselesine paralel olarak temel sorusu da şudur: “Nasıl bir hayat yaşarsak mutlu oluruz?” Hocası Platon’un bu soruya cevabı pay alma teorisidir fakat bu teori Aristoteles’i ikna etmez. Çünkü bilimsellikten uzaktır. Doğal süreçler güzellik yaratıyorsa bu sürecin itici gücü yine bizatihi kendisi olmalıdır. Bu düşüncesinden hareketle, doğayı dışlamayan ve hareketi açıklayan bir ontoloji kurar.

Aristoteles’e göre insan, doğası gereği politik bir canlıdır, bir başka deyişle siyasal bir hayvandır. Bu nedenle mutluluğun bizzat insan ilişkilerinde ortaya çıkacağı düşüncesindedir. İnsan ilişkileri önce ailede, ardından köyde, son olarak da iyi bir devlette tesis edilir. Bu noktada rejimin önemi ortaya çıkar. İnsanın iyi ve mutlu yaşaması ancak iyi bir rejimle mümkündür. Her halka uygulanabilecek ideal bir rejim ise yoktur; her topluluğa uygun rejim farklıdır. Yunan için en uygun rejim erdemliler aristokrasisidir; Platon’un hayal ettiği gibi filozof-kral, politikanın dolambaçlarının üstesinden gelemez. İyi ve ahlaklı yaşamak için gerek duyulan iyi rejimin kurulması ve sürekliliği için son kertede zorunlu olarak olması gereken erdem, devlet içinde yer alan her insanın kendisine en uygun görevi yerine getirip diğer görevlere karışmaması ve böylece altın ortanın korunmasıdır.