Ahmet Dursun

I

Kimdir bu Ahmet Dursun?
Ne yer ne içer?
Pek bir şey yemez bu sıralar ama ne bulsa içtiği örtbas edilemeyecek bir gerçektir.
Yalnızlığıyla baş başa kalmak için görmezden geldiği gerçeklerinin tam önünde belirmesi ile bir hüsrana uğramıştır bu sıralar, korkmayın çabuk toparlanır. Size fırsat bile vermeden kendi başlar dalga geçmeye “Buna mı takıldım.” diye. Umarım bütün değer yargılarından arınmış halini de görürsünüz.
Dünyevi dertler ile sarmaş dolaş, tüm enerjisi ile yürüyüşler yapıp kendi gölgesinden kaçmakta.
Kendi kendine konuşmaya da başladı bir de. Buna legal şizofrenlik diyor umarım yasaların dışına kadar taşmaz bu başkaldırısı.
Fazla sinirli tahammülsüz ve çekilmez bir hale büründü. Gördüğü her şey hakkında söylenmesi ile vadinin 4 köşesinde adından söz ettirir. Kendi halindedir genelde bulaşmayana dokunmaz. Zararsız denenemese de zararlı birisi değildir. Siz bir de onun içini görün düşüncelerinde gezin. Onu içinde bulunduğu bok çukurundan çıkarmak için ellerinizi uzatmaktan kendinizi alıkoyamaz bir halde bulursunuz aniden.
Barışın kana karıştığı, doğruları yanlışların götürdüğü, kimin haklı olduğunun belli bile olmadığı pis bir diyarda hapistir kendisi. Anahtarı cebindedir ama kolayı sevmiyor beyefendi.
İçinde bulunduğu durumun ona daha fazla zarar vermeyeceğini anladığında bataklığa uzanıp batmayı bekler, en dibi görene kadar sabırla tutar nefesini, bataklık kuruyana kadar çıkmaz oradan. Çaresizliğin karşı konulamaz hissiyatı ile 5 duyu organını doldurur ve bildiği gibi bu ona daha fazla zarar vermez işin hazzındadır. Yani bu sıralar böyle.
Normalde neşeli ve eğlenmek için her şeyi yapabilecek bir insandır, umarım o halini de görürsünüz.

II

Ahmet Dursun bu gecenin özel olduğunu düşünüyor, ona katılırdım ama tam olarak geceden bahsettiğini sanmıyorum. Onunki daha çok bir beklenti.
Ne zaman zor zamanlar geçirse yeni şeyler arayışına girer, kendini kaybedene dek. Hatta kendini tekrar bulana dek. Kendinden ödün verir hatta onu o yapan değerlerinden bile vazgeçer böyle anlarda bahanesi de hazırdır “Yeni arayışlar içindeyim.”.
Oturup konuşsanız hak verebilirsiniz ama gözlerinde kendinden kaçtığını görürseniz ne gerek var bu kadar zahmete diye düşünmeden edemezsiniz.
Kendini bildi bileli hep eksik bir şey var. Bugünlerde eksik olan ama zamanında sahip olduğu şeylerin tam ortasında durup eksik bir şey var demişliği de vardır. Neyi arıyor bilemiyorum kendi de bilse bu kadar uğraş edineceğine ona giderdi herhâlde.
Maskelerinden çok şikayetçiymiş birde, denizin dibine batmak isterken yüzeyinde yatarken bulmuş kendini üstelik. Bu ucuz düşüncelerini bir kenara bırakırsak herkesin bir kimliği vardır ve bunu maske olarak görüyorsa altında sakladığı gerçek kimliğini en azından yalnızken göstermesi gerekirdi. O denizin dibine batmak istiyorsa batabilirdi.
Düşüncelerinde dağları devirirken gerçekte denize taş atan bir varlık olması biraz sıradan. Dün hakkında atıp tutup bugünü dolu dolu yaşadığını göremiyor. Umarım arayışları bir sonuca kavuşur ve eksik bir şey var demekten kendini alamadığında karşısına geçip sırıtarak bu ızdırabı bana yaşattığı için ne kadar acımasız olabildiğimi görür.

III

Ahmet çaresizdi.
Tarifsiz kederlerin içinde sanıyordu kendini.
Ona bir tane geçirmek isterdim ama o kırılgan duyguları bu tarz bir darbeyi atlatamazdı. Bütün dertlerin en büyüğünü kendine sanan insanlar kervanına katılmıştı ama aralarında sinsice sırıtıyordu, biliyordu. Onun derdi ile başkası Ahmet’e gelse dalga geçerdi yere göğe sığdıramadığı, adını gece koyduğu derdini. Nasıl da zamanla kaplıyor her yeri diye hayretle izlediği, insanın en yalnız dakikalarını geçirdiği, hiçbir ümit olmayan bir geceye çevirmişti.
O kadar anlam yüklemişti ki omuzlarında bir yük haline gelmişti artık. Altında ezilmekten zevk aldığı bir yük elde edene kadar beslemişti onu. En ufak bir şeyde sığındığı gölgeleri geceyi düşmanı yapmak pek akıllıca bir hamle değildi. Ama Ahmet Dursun’un dediği gibi, o pek mantıklı bir insan değildi. O saplandığı bataklıkta debelendi bu sefer kurtulmak için ve daha hızlı battı bataklık kurumadan.
Ahmet Dursun çaresiz demiştim.
Kendi zihni tarafından ihanete uğradı ne düşünse yalan çıktı. Komplo teorileri kurdu teker teker fakat sabah kalkıp kontrol ettiğinde hepsi boştu, boş ne kelime hepsi ıssızdı. Kimse ayak basmamıştı oralara daha önce.
Ahmet Dursun içinde bulunduğun durumdan yazarak kaçamayacağını söyledi ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan o kadar içine çeker seni o kaçtığın duygun dedi. Bilmiyorum bir şeylerden yazarak kaçmayı denemedim daha önce ama bir bildiğim varsa Ahmet Dursun bilmediği şeyler hakkında konuşmaz.
Ona acıyorum ama o bunu duyarsa beni yok edebilir.
Ona imreniyorum sandığım kadar kötüyse ve hala devam ediyorsa bu övgüyü hak eder.
Ahmet Dursun’u öldür hakkını ye öldürmeden yedirmez o hakkını.

IV

Bütün beklentilerin uzay boşluğuna çıktığı tanımlanamayanları tanıdığın serin bir Eylül akşamından merhaba, ruhu bütün harabelerden çıkagelen bir ölümlünün kahrından doğma taze mazot kokulu gri adam.
Buraya nasıl geldik der gibisin yüzündeki beyaz bir tülbent ile süzülmüş meyşadan kalan tortu gibi ifade ile. Kafandaki karışıklık odanı anımsatıyor titreyen ellerinse tutulmayacak, bir başınasın uzayda kapladığın boşluk kadarsın. Geçmişinde el feneri ile bir şeyler ararken bugününe takılıp kendini yarınlarda bulmakla yükümlüsün.
Zaman mevduatını öyle bir kaybettin ki 104 renk değişiminde buldun kendini ruhunla cehennemi yokladın ve kendinden sakladıkların tarafından defalarca avlandın bu kısır döngüden çıktığında başka bir kısır döngüye girdin ve vesaire.
Döngülerin birbirine çıktığını bu kadar geç anlaman güzeldi, kendini ne kadar taşıyamadığını gördün. Kendi kendisini kendisi toplayanın, kendisinin olmadığı parçalara bölündüğü barizdir. Bununla övünmek “Bak ne kadar çok düştüm ama yine de…” diye istemsiz acıtasyon yapmakla eşdeğerdir.
Karanlığa teslimiyetin sarı dolunayı görene kadarmış.
Üzüntün ihtimallerine eşit oranlıyken, bunun tanımı sadece bencilliktir.

Cevapsız kalan sorular silsilesi törpülemeli miydi iyi niyetli hislerimi, bence hayır.
Bir dönem döndüm yüzümü dünyaya, zamanın akışında kendime kulaçlar edindim. Sandıklarımın tersi bir gerçek değildi o zamanlar. Karaya vurmakla son bulması gereken oturduğum yerden çıktığım yolculuğum, beni bataklığın dibinde bıraktı. Bu başlı başına bir olumsuzluk olarak algılansa da, depresyonun derin izleri yapman gerekenleri haykırır ve yapılacaklar listen yapılmaması gerekenlere taşarken, yaşarken, bu gidişe bir dur demeyi öğreten bana yine içinde kuruduğum bataklıktır.
Ne dediğini duymak yetersiz bütün kelimeleri anlayınca cümle anlam kazanır.
Kaybetmek, affetmek, sabretmek kendine yapabileceğin kötülüklerdendir, sence yeteri kadar bencil miyim artık daha da çabalamam mı gerek?
Kötü niyetin suistimali bile gerçek!
Adım adım uzaklaşırken yangından bütün benliğinin yok oluşunu izlemen gerekecek zamanda bir yerde. O durumda gülümsemen gerekecek. Büyük sır çözüldü, herkes kendini kandırabildiği kadar mutludur ve her şeyin tersi ile mümkün olduğunun kanıtıdır bu gözlerindeki neşenin gidipte içindeki boşluğu beslemesi.
İşin içinden çıkılamayan bir boşlukta süzülen kehribar avcısı varsa o ben değilim!
Bir şeylerle uğraşmayı bıraktım, kendi kavgam kendim, benim irdelediğim benim.
Yok olmak bir lüks, var olmayı hak etmem gerekecek adeta.
Yok edilmek bir lüks, yok olmamayı hak etmen gerekecek yoksa hükmen mağlubiyet. Sonunsa son değil, sonsuz bir kısır döngü.
İçinde bulunduğum durumları yazdığım mektuplarda bulmamalısın kendini artık.
İçinde bulunmak istediğin durumları yazarken gelen beklenmemişliklerden bir fiske yediğin güzel anlar yaratmalı. Çünkü dünya patlak bir top gerisini biliyorsun.

V

Bugün dünün aynısından bir yarın geçiremeyeceğim bir gün. Bugün geleneksel toplantı var. Bugün bir zifos şehre damlayacak ve bu uyku düzenim ikisini de kaldıramayacak kadar umarsız ya da suçu uyku düzenime atıyorumdur.
Lanet olsun ki kendimi sevmeye başladım tekrar. Nefret cidden işleri basitleştiriyordu, gelip cesaret tohumları ekmeniz tarlama hiç hoş olmadı. Hakkımı iyi verdim ama bunu kabullenmek lazım. Belki zamanın içinde kaybolduğum dönem kapanır diye düşünürdüm, iyimser olsam ama açık kalacak büyük ışıklarım. Daha zamanı var her şey gibi. Umarım yeterince vardır her şey için zaman. Ne kadarım kaldı biliyorum ya da ne kadarı yeterdi.
Yarınları iple çekiyorum umarım üstüme devrilmez. Anlarım dolu dolu umarım dökülmez. Dünüm bıraktığım gibi biliyorsun, sürekli peşimde. Bir dostun dediği gibi haklı bir savaşı kazanamam anlamam gereken konu buydu.
Ve sen ulu bilge, biraz boğulmadan benim gibi yüzemezsin fakat bunu sana söyleyecek değilim bu zekana hakaret olurdu.
Saati geldi puase modunu deaktif edip reaktif hale gelme saniyesindeyken pis pis sırıtmam normal karşılanmalı çünkü iyi bekledim, evet evet iyi bekledim.
Sabrın sonu her zaman öfke patlamaları olmamakla birlikte bazen de gözlerimde görülebilmesi, her şeyin zıttı ile mümkün olduğunun temelini atar bu bataklığa. Fikirlere kurşun işlemese de terk edilir fikirler, unutulup öldürülür. Bataklık kurumadan içine atlayan birisi varsa o ben değilimdir artık. Yeterli doydum, bir sonraki öğüne kadar öğüre öğüre kusacağım hatta.
Teşekkürler arkadaşlar! Ben 5/A sınıfından, dahi mezun.
Teşekkürler arkadaşlar! Ben 8/A sınıfından, geçmiş zaman avcısı.
Teşekkürler arkadaşlar! Ben liseden, umarsızın keyfinin kahyası.
Teşekkürler arkadaşlar! Ben üniversiteden, depresyon tedavisi.
Teşekkürler arkadaşlar! Hayatın bir anlamı yok.
Hayat anlayamadıklarımızdan ibaret.
Değiştim, doğru şekilde değiştiğimin kanıtını bile getirdi yurtiçi kargo, cidden!
“Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.” yalanını “Damlaya damlaya göl olur.” lafı ile çürüten bir soydan gelen ben zaten pek mantık barındıramam bu bünyede.
Hayır, hayır! Hak verme onlara, aza kanaat etmek derken elindeki ile yetin diyor kehribarın içindeki gelenek. Niye mi kehribarın içinde. Uyan olmuş mu bu söze, bak etrafına bakalım.
Gördüğünüz gibi her şey göremediğiniz gibi.
Ve bendeniz kalender nesli tükenen umarsızlar kabilesindenim ve gözlerim fotoğraf çekmekten başka kullanılmadı

Saygılarımla akaAhmetDursun