Hafiflemenin rahatsızlığı

Bütün iyimserliğimi kuşanarak söylüyorum şimdi sana bunu “Sonumuz felaket, yıkım ve ölümden ibaret.”. Senden de iyimserliğini borç alarak üzerine ekliyorum “Şanslıysak can çekişmiyoruz.” diyorum.

Ne denli bir sıyrılmak gerektiğini bilmiyorsun bunu söyleyebilmek için, zamanın dışına çıkabilmek için. Korktuğum her şeye hiç olmayacakmış gibi bakıyorum, inanma sadece bir rol bu alışmışlığıma bir borç.
Ne yaparsak yapalım silinip gidecek, ne yaparsan yap silikleşecek, ne olduysa silindi budur bunun kuralı. İnanması güç bile değil bu gerçeğe, bütün beyninde bir yankıyla inandığın tek şey olana dek bekleyecek.
Yok başaramadık diyecek bir fırsat bile vermeyecek. Bütün doğruların düştüğü tek bir anda vaktin bile olmayacak artık, olduğu kadar kalacak gibi bile gelmeyecek silineceğini o an sen bileceksin en iyi. Bütün bu anlamsızlıkların içini neden anlamlarla doldurduğumuzu bir türlü anlayamayacaksın.
Üzgünüm bunun üst düzey bir cevabı yok. Gayet basit bir cevabı var, sürdürülebilir kılmak içindi hepsi.
Daha fazlası değil.

Zihninin kilitlerinin yerini gösterir misin bana?
Bir sonuca bağlamadığın düşüncelerini törpülemek istiyorum. Öncelikle bu senin elinde olan bir şey değildi zaten, herkes döngülerin içinde boğulup bir şeyleri sonuca bağlamayı erteliyor, ertelemeyi erteleyene dek. Sonrası geç kalınmışlıklara kadar uzanıyor, elden bir şey gelmeden, çok geç olmadan elimden geleni yapmam gerekiyor, lafın gelişi aslında gerekmiyor ama yapmak isterim. Birkaç fikri birbirine bağlayıp hafiflemenin rahatlığını tatmanı isterim. Bu konu benden bağımsız, sadece senin tatmanı istiyorum sonrası yok zaten olmamalı da.

İşte anahtarım işte satırlar işte tek öğrenmekten kaçılamayacak gerçek.
Her şey saçmalıktan ibaret, kavramların içi boş.
Her şey basite indirgendi, derinlik kavramı yükseklerde olmamalıydı dimi, nasıl ulaşamayacağımız bir yerde artık. Yerin dibine girdik desem değil hala derinde olurduk. Kırdık bir şeyleri, parçalarını bile parçaladık.
Tersine döndürene kadar ilerledik ve olağan seyri bozduk. Artık hiçbir şey olağan değil. Basitlik kaçılamaz bir halde, üstümüze sıçradı ve bizi sıradan kıldı. Basit birer taklit bile olamayacak kadar.

İnançlar yok, ümitler yok, adanmışlıklar yok. Ara sıra birisi geldiği yerden yanında getiriyor ve gözler önüne seriyor bu sıradanlık parçalarını ve hiç görmemişçesine bakıyorsun sende. Neden ki? Çok daha ötesi olası gerekmiyor mu bunların. Neden ki? Sana hak vermek istiyorum çaresizce ama oturmuyor mantığıma. Bütün kutsallıkların düşmesi nasıl bu kadar kolaylaşabilmiş. Bu kadar kolaylaşabilen bir şey gerçekten kutsal olmayı hakketmemeli benim nezdimde.

Her şey saçmalıktan ibaret kavramların içi boş.
Rahatsızım bu durumdan. Ondandır kelimelere anlam yüklemem bir şeyler için çabalamak istemem. Ben ne yapabilirim ki? Tek tek herkese itina ile anlatmak demek basitleştirmek demek. Kendileri fark etmesi gerek ve bunun olmayacağı da aşikar. Ben bir şey yapamam yani. Elimden bir şey gelmediği için yapamam sadece başka bir nedeni yok. Bu lekelerin beni kaplamasına göz yummayacağım için yani. Daha fazlası değil.

Durduk yere “Ne için uğraşıyorum lan.” Dediğin zamanlar değil midir en gerçek halin. Bence öyle. Çabalamaya değer bir şey yok. Çabalamamayı kendimize konduramadığımız için içeriği vasat da olsa bir şeylere çabalıyoruz işe. Kimi kandırıyoruz? Kendimizi değil en azından. Daha o rütbeye eğilemedik.

Senin iyimserliğin benim kasvetimi karşılamaya yeterdi ama geç kalındı, hep öyle olmak zorunda.
Senin iyimserliğin sana bile yetmiyor ki artık. Nasıl karşılayabilirsin sevgi ve nefretle beslediğim bu kasveti. Çok isterdim bunun gerçekleşmesini, hep de isteyeceğim gibi ama baksana şu patlak toptan başka hiçbir şeye benzemeyen gezegene. Bir hastalık sarmaşık gibi sarmış, geç kalınmış.

Kaplumbağalardan bile daha aşağılığız. Beş kişi birleşince bir kaplumbağa oluşturabiliyoruz bizler. Sırtımızda evimiz yerine yükler taşıyoruz, karadan ayrılamıyoruz.
Karşı çıkmak için kaç kaplumbağa bir insan eder diyeceksen de deme bana. İnsan olamayan insanlar varken bu soruna bir cevap verilemezdi.

Öyle işte anlamlar silinip gitmeye mecbur, ne yaparsan yap hiçbir şey değişmeyecek ve bütün bunların en ufak bir değeri kalmayacak işin sonunda. Sonumuz felaket, yıkım ve ölümden ibaret; şanslıysak can çekişmiyoruz. Fazlaca basite indirgedim; üstüme sıçradı bu hastalık ve beni sıradan kıldı. Geç kaldın, benim kasvetim senin iyimserliğini delip geçer; böyle olmak zorunda, budur bunun kuralı.