Machiavelli Dilemması: Siyasete Farklı Bir Pencereden Bakmak

Machiavelli'in Muazzam Muamması

Niccolò Machiavelli 3 Mayıs 1469 tarihinde, Rönesans’ın tohumlarının atıldığı, rahim işlevi gören Floransa kentinde doğmuştur. Her büyük değişimin çalkantılı bir ortamda doğup geliştiği göz önüne alınırsa o dönemde Floransa’nın da çalkantılı bir dönemin içinde olduğu tahmin edilebilir. Değişimin habercisi çalkantılar arasında Machiavelli’in çalkantısı da görmezlikten gelinemeyecek kadar büyüktür. Machiavelli’in ailesi Floransa’nın köklü bir ailesi olmasına rağmen gün geçtikçe soyluluktan burjuvalığa gerilemiştir. Çalkantının tek sebebi bu değildir. Asıl çalkantı, Machiavelli’in yakın ilişkiler içinde olduğu Medici ailesinin 1494 yılında halkın isyan etmesiyle kentten sürülmesidir. Bu olaydan sonra Machiavelli farklı türlerde eserler kalem almış, çeşitli diplomatik görevlerde bulunmuş ve iç siyasetle ilgilenmiştir. Tüm bu uğraşlarında her zaman bir “cambazlık” vardır. Bunun nedeni çalkantılı dönemin şartları ve şartlara uyum sağlayan Machiavelli’in mizahi karakteridir.

Bu çalışmada Machiavelli’in iktidar teorisi, din teorisi, fortuna ve virtu kavramları, diğer düşünürler açısından yorumlanması ve nihayet siyaset felsefesindeki özgünlüğü ve önemi üzerinde durulacaktır.

MACHİAVELLİ VE İKTİDAR

Machiavelli öncesi siyaset anlayışında iyi yönetici, halkın çıkarını eyleyen yöneticiyken, Machiavelli’de iyi yönetici iktidarda kalabilendir. İktidarın en nihayetinde tek bir amacı vardır: iktidarda kalmak; halkın iyiliğini tesis etmek değil. Böylelikle Machiavelli, erdem kavramının bütün etik çağrışımlarını yok etmiş ve iktidarın erdemini şöyle tanımlamıştır: hesaplı zorbalık yapmak. Artık siyaset, ilkelerini etikten, aşkın bir güçten, dinsel ve geleneksel dogmalardan bulmaktan vazgeçecek ve kendi özerkliğini ilan edecektir. Bu özerklik ise son kertede sözleşme teorilerinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Machiavelli’in siyaset teorisine göre, otoritesi soya dayanan ve sinsiliğe dayanan olmak üzere iki tür yöneticilik vardır. Yönetici, otoritesini ister soydan isterse sinsilikle elde etmiş olsun, sağduyulu olmalı ve kendinden önceki büyük yöneticileri (Musa’yı ve Romulus’u örnek verir) taklit etmelidir. Eğer taklit edemiyorsa, kıvılcımı yakalama kabiliyeti yoksa, eski hükümdarların kıvılcımını yakalayabilen – tıpkı Machiavelli gibi – sinsi, çakal – veya aklınıza ne gelirse – insanlardan faydalanmalıdır.

YÖNETİCİ VE HALK ÇIKMAZI

“Şeylerin hayalini kurmaktansa doğrudan onların doğalarına gitmek bana daha uygun göründü, pek çokları hayal kurmuştur, pek çok kimse gerçekte var olduğu ne görülmüş ne de duyulmuş cumhuriyetler ve hükümdarlıklar hayal etmiştir. İnsanın nasıl yaşadığı, nasıl yaşaması gerektiğinden çok uzaktır. Yapılanı, yapılması gereken için bir kenara bırakan kişi varlığını sürdürmeyi değil, sonunun geldiğini öğrenir.”

“İnsanlar genellikle nankör, kaypak, ikiyüzlü, tehlikeler karşısında ürkek ve kazanç düşkünü yaratıklardır. (…) Kötü olan ve verdikleri sözlerde durmayan insanlar, (…) ancak zorunlu oldukları zaman iyi davranırlar. Fakat yakalanmadan kötülük yapmak seçeneğine ve özgürlüğüne sahip oldukları an, her yere kargaşa ile düzensizliği götürmekten geri kalmazlar. (…) İnsanlar, iyiliğe öykülenmektense kötülüğü izlemeye daha eğilimlidirler.”

Antik Yunan Medeniyetinden süregelen anlayışta, Platon’un devasa etkisiyle, hep bir ideal olan/olması gereken üzerine tahayyül vardır. Bu tahayyül ile ulaşılan bir ideal fikri sonucunda, kötülük iyinin (idealin) yokluğu olarak kavranır. Machiavelli içinse iyilik tek başına tanımlanamaz; ancak kötülüğün değillenmesiyle kavranabilir. Değinildiği üzere Machiavelli öncesi tahayyülün yöntemi tümdengelimdir (dedüksiyon). Machiavelli ise tümdengelimden ziyade tümevarıma (endüksiyon) vurgu yapar. Tümevarıma yaptığı vurgu, onu Platon’un karşısındaki Adeimantos, Thrasymakhos, vb. sofistler gibi; devlet rejiminin karma olması hususundaki vurgusu ise onu Platon’un karşısındaki Aristoteles gibi (ileri dönemde Polybios, Cicero, vb. düşünürler de karma yönetimi savunacaktır) tahayyül etmemizi veya konumlandırmamızı mümkün kılar.

Machiavelli’e göre halk, bir hükümdara kıyasla – her ne kadar ikiyüzlü ve nankör olsalar da – daha akıllı ve daha tutarlıdır. Halkın yargılama ve öngörme kabiliyeti, halkın yönetimde olduğu kentlerin kısa sürede ilerleme gerçekleştirmesine olanak sağlar. Yönetenlerin isteği halka baskı uygulamakken, halkın isteği baskılanmamaktır ve bu iki tezat arzu, yönetenler ve halk arasında çatışmaya sebebiyet verir. Çatışmayı olumluya çevirmenin tek mümkünatı, yönetenlerin ve halkın çıkarlarını ortak paydada birleştirmektir. Bu “birleştirme” faaliyetini sağlayacak olansa demokrasidir. Şayet çıkarlar ortak paydada birleştirilmezse devlet, huzurdan uzak kalmaya mahkumdur.

Machiavelli, bir devlet kurup devletin devamlılığı için gerekli olan yasaları oluşturmak isteyen birinin, insanların (halkın) kötü olduğunu postulat olarak kabul etmesi gerektiğini söyler. Yine de insanların kötülüklerinin ve nankörlüklerinin bir sınırı vardır; insanlar o kadar da vefasız değillerdir. Machiavelli’in son kertede ulaştığı sonuç, devletin kuruluş aşamasında monarşinin; devamlılığı aşamasında cumhuriyetin zorunlu olduğudur.

MACHİAVELLİ VE DİN

Machiavelli, dini siyasetten ayırmak şöyle dursun, dini siyasetin en büyük hizmetçilerinden bir olarak görür. Ona göre din, halkı mutlu etmez fakat iyi eylemlere teşvik etme, bir arada tutarak yönetilebilir kılma noktasında kilit rol oynamaktadır. Yönetici ise dindar olmamalıdır; yöneticinin dindar olması devletin başına gelebilecek en kötü felakettir. Yine de yönetici dinsizliğini halkından gizlemelidir, dindar görünmelidir ve dini siyasi emelleri için bir araç olarak kullanmalıdır. Machiavelli’in ulusal din – veya bir başka deyişle vatandaş dini – fikri ileri dönemde J. J. Rousseau’ya ilham olacaktır.

Dinin birey ve kitleler üzerindeki pasifleştirici etkisini fark etmiş olan Machiavelli bu durumu şöyle açıklamaktadır:

“Bizim dinimiz eylem insanından ziyade mütevazı, tefekküre yönelen keşişleri, rahipleri yüceltmiştir. Tevazu, mahrumiyet ve dünyevi şeylere yönelik aşağılama, insan için en büyük iyilikler olarak sunulur. Öte yandan diğer, yani antik ahlaki kod en üstün insani iyilikleri yiğitlik, bedensel güçlülük ve insanı çok cesur kılmaya yönelik her şeyle özdeşleştirilmiştir. Eğer bizim dinimiz sende güç olmasını talep ederse, bu cesur eylemler gerçekleştirme gücü olmayıp acıya katlanma gücüdür. Yani Hristiyan’ın gücü, çarmıha gerilmiş İsa’yı düşünerek acıya katlanma gücüdür, cesur şeyler yapma gücü değil.”

Machiavelli bu durumu aşmak için İncil kelamına girişir:

“Davut bir sapan ve bıçak ile silahlandı ve savaşa girdi. Ama İncil’deki anlatımda sadece sapan geçer; bıçak nereden gelmiştir? Bunun anlamı, Tanrı’nın vaatlerine güvenin ama her ihtimale karşı bir bıçak getirin demek içindir.”

Machiavelli’in kilise ile münasebetlerinde yüzü hiçbir zaman gülmemiştir. Papalık yandaşı olan Canterbury Piskoposu Reginald Pole, Machiavelli’in “Hükümdar” eserinin bir şeytanın elinden çıktığını söyler. Bu söylemin arkasında, eserin Roma Kilisesi karşıtı toplulukların elinde güçlü bir silah olarak yer alması vardır. Bir süre sonra papalık kurumu, şeytan ilan ettikleri Machiavelli’i mahkûm eder ve “Hükümdar” eserini yasaklar. Yaşanılan tüm bu olaylar neticesinde Machiavelli’in kaleminden bir dev, her zamanki nükteli tavrıyla nihayet haykırır: “Dinsizliğimizi kiliseye borçluyuz.”

FORTUNA VE VİRTU

Fortuna, Yunan mitolojisindeki şans tanrıçası Tykhe’nin Roma mitolojisindeki karşılığıdır ve Türkçe diline yazgı veya talih olarak çevrilebilir. Machiavelli ise fortuna kavramını, aşkın bir güç tarafından yönlendirilmek anlamındaki kadercilikten uzak tutmuştur. Onun elinde fortuna, insan edimlerinin zeminsizliğini, belirsizliğini, kayganlığını ve değişkenliğini ifade eden bir kavram hüviyetine bürünür.

Virtu kavramının İtalyanca dilindeki anlamı erdemken, Latince dilindeki anlamı erkeksi güçtür. Kavramın Makyavelce karşılı ise, insanın ya da insanlar topluluğunun yaratıcı tarafını harekete geçiren marifettir. Bu marifet yiğitlik, cesaret, azim, kurnazlık, güç, vb. özellikleri de kendi içinde barındırır.

Hatırlanacağı üzere “Machiavelli ve Din” başlığı altında Machiavelli’in yöneticilere dini reddiyesinin nedeninin, dinin bireyi pasif kılması olduğu üzerinde durmuştuk. Tıpkı din gibi, farkına varılmayan olgusal duygulanımlar ve zorunluluklar da bireyi pasif kılmaktadır. Machiavelli bu pasifliği yenmek için öncelikli olarak mekanizmanın (fortuna’nın) farkına varılması gerektiğini söyler. Bu mekanizma (fortuna) fethedilip yönlendirilebilirdir ve öyle de yapmak gerekir. Fortuna’nın fethi güler yüzle, pasiflikle değil; ancak ve ancak zalimlikle ve güç uygulamakla gerçekleşir. Yine de Machiavelli, virtunun her şeyi belirleyen yegâne kuvvet olduğu görüşünde değildir; şansa da pay verir. Ona göre fortuna eylemlerimizin yarısına hükmeder, diğer yarısı ise yapıp ettiklerimizle bizim elimizdedir.

Machiavelli’de erdemin siyasal alanda nasıl farklılaştığına değinmiştik. Siyasetin doğasını anlamak için kriz anlarına odaklanılması gerektiğini söyleyen Machiavelli, bir yöneticinin erdemini kriz anlarındaki manevra kabiliyetlerinde görür. Eğer yönetici olağanüstü kriz anlarında sıradan ahlak kurallarına riayet etmeye devam ederse fortuna (mekanizma) onu ezer geçer. Kriz anlarında yöneticinin yapması gereken, insanın kötücül tarafını fark edip kabullenmesi ve halkına “adil zulüm” uygulamasıdır. Zaten siyaset de zorunluluk ifade eden koşullar içerisinde mekanizmayı (fortunayı) elde etme ve şekil verme sanatıdır.

Machiavelli, Hükümdar eserinde fortuna ve virtu kavramlarını açıklarken meseleye cinsiyetçi bir boyut kazandırır. Fortunayı boyun eğdirilmesi gereken ve erkeksi nitelikler (virtu) tarafından cezbedilmeyi bekleyen bir kadın olarak tasvir eder. Fortunaya hükmetmek için onu dövmek gerektiğini, çünkü fortunanın ancak böyle davrananlara kendini teslim ettiğini de söyler.

MACHİAVELLİ VE ARDINDA BIRAKTIĞI MUAMMA

Grandük Leopoldo

Machiavelli’in nükteli, içe kapanık ve alabildiğine alaycı dili hem içinde bulunduğu dönemde hem de sonraki dönemlerde onu birçok düşünür tarafından farklı “yakıştırmalara” maruz bırakmıştır. Oysa Machiavelli için siyaset her türlü değer yargısından uzak tutularak ele alınmalıydı; fakat o, okuyucuları tarafından kâh olumlu kâh olumsuz değer yargılarına maruz kaldı. Bu da tarihin tatlı bir cilvesi olsa gerek; tam da Machiavelli’in mizacına uygun bir cilve. Şimdi, Machiavelli’in ardında bıraktığı muammanın, okuyucuları tarafından çözümlenmesine veya yakıştırılmasına geçelim.

  • Spinoza’ya göre Machiavelli kılık değiştirmiş bir halk insanıdır; halkı düşünür, özgürlükçüdür:

Tractatus Politicus: “Bu denli bilge bir insan olan Machiavelli’in insanlara yararlı bir ders verdiği düşünülebilir. (…) Belki Machiavelli, özgür bir halkın, her ne pahasına olursa olsun, kaderini tek bir kişinin ellerine terk etmemesi gerektiğini göstermek istemişti. (…) Böylesine öngörülü olan bu insanın özgürlüğü sevdiği ve özgürlüğün korunmasına yönelik çok iyi öğütler verdiği kesindir.”

  • İtalyan düşünür ve aynı zamanda siyaset insanı Gramsci, “Hükümdar” üzerine kaleme aldığı denemesinde onun devrimci niteliğine vurgu yapar.
  • Montesquieu, Yasaların Ruhu adlı eserinde ondan büyük insan diye söz eder.
  • Francis Bacon, “Biz insanların ne yapmaları gerektiğini değil de ne yaptıklarını açıkça ve dürüst bir şekilde dile getiren Machiavelli’e ve onun sınıfından öteki düşünürlere çok şey borçluyuz.” diyerek Machiavelli’in hakkını Machiavelli’e verir.
  • J. Rousseau, Toplum Sözleşmesi adlı eserinde onun dürüstlüğüne ve yurttaşlığına vurgu yapar:

“Machiavelli krallara öğüt verir gibi yapıp halklara büyük öğütler vermiştir. Machiavelli’in Prens’i cumhuriyetçilerin el kitabıdır. (…) Machiavelli dürüst bir insan ve iyi bir yurttaştı; ama Medicilere bağlı olduğu için yurduna yapılan baskı altında özgürlük aşkını gizlemek zorundaydı.”

Machiavelli’in 1527 yılında yakın dostu Vittori’ye yazdığı mektupta “vatanımı ruhumdan daha çok seviyorum” cümlesi geçmektir. (Şayet arkadaşıyla alay etmiyorsa) Sırf bu cümle bile onun vatanseverliğinin teminatıdır sanırım.

  • Napolyon Bonaparte, “okunabilecek tek kitabın yazarı” diyerek Machiavelli’in “Hükümdar” eserine beğenisi dile getirir.
  • Grandük Leopoldo, Floransa’ya diktirdiği Machiavelli heykelinin mezar taşına “hiçbir övgü bu ismin büyüklüğüne erişemez.” yazdırmıştır.
  • Jean Bodin onu şu sözlerle eleştirir: “Bireylerden çıkar sağlamak amacıyla arka planda kalıp, yasalar ile kamu hukuku hakkında hiçbir bilgileri olmaksızın ülkeler üzerinde yazan ve dünya sorunlarını tartışan kişiler, siyaset felsefesinin kutsal gizlerini lanetlemişlerdir; bu durum da, güzel devletlerin karışmasına ve yıkılmasına yol açmıştır. Bu kişilere örnek, tiranların dalkavukları arasında çok rağbette olan Machiavelli’dir… O, devletleri temeline dinsizliği ve adaletsizliği yerleştiren kişidir.”
  • Shakespeare ondan katil diye bahseder.
  • Friedrich, “anti-Machiavelli” adlı denemesinde onun hakkında insanlığın düşmanı, canavar” der.
  • Leo Strauss’a göre Machiavelli, kötülüğün öğretmenidir.
  • Diderot, Ansiklopedi adlı eserinde makyavelizm terimini tiranlık yapma sanatı olarak tanımlar.
  • Mussolini’ye göre, Machiavelli’in öğretisi dört yüzyıl öncesine kıyasla o dönemde daha da canlıdır (faşizmin o dönemdeki yaygınlığı göz önünde bulundurulursa Mussolini’nin ne demek istediği daha iyi anlaşılacaktır).

III. Murat’ın ve III. Mustafa’nın “Hükümdar” eserini çevirtip okudukları gibi iddialar vardır. Bunun yanı sıra Machiavelli, ulusalcılığın gerekliliği fikriyle Hegel’i, sahiplenici bireycilik fikriyle de Thomas Hobbes’u etkilemiştir. Tüm bu söylemler ve iddialar madalyonun yalnızca görünür yüzüdür; görünmeyen yüzünün müdavimlerinin sayısı görünenin mislidir.

SONUÇ

Floransalı Sekreter, modernitenin pratik alandaki en güçlü ifadecisi, siyaset biliminin kurucusu, tarihin siyasi bir inceleme alanı olduğunu söyleyen ilk düşünür… Tüm bu nitelikleri tek vücutta toplayan Machiavelli, yaşamındaki nükteli ve kurnaz tavrıyla da Rönesans yazar/düşünürlerine örnek olmuştur denebilir. Nükteli ve kurnaz tavrını sekreter olduğu dönemde de sürdürmüştür. Örneğin, bir siyasetçinin ağzıyla kaleme aktardığı belgelerin sahte olduğu ortaya çıkmıştır; esasında görüşme hiçbir zaman gerçekleşmemiştir (siyasetçinin bundan haberi yoktur; daha sonraki araştırmalarda sahte olduğu ortaya çıkmıştır). Yine sekreter olduğu dönemde Venedik ve Floransa arasındaki gerginlikle ilgili kaleme aldığı raporda kurnazlığı göze çarpar:

“Venediklilerin durumunu ele alalım. Bu konuda fazla kafa yormaya gerek yok. Herkes onların hırslarını iyi biliyor ve bu insanlar sizden 180.000 düka alacaklılar; bekleyip dursunlar; bu dükaları onlara size savaş açmaları için vermektense, sizin onları savaş açmak için bu paraları kullanmanız daha yerinde olur.”

Machiavelli’in düşüncelerini anlamak için öncelikli olarak onun gözlem ve tarih bilgisine verdiği önemi anlamak gerekir. Tüm düşünceleri, esasında tarihi gözlemci bir bakış açısıyla incelemesinden sonra doğmuştur. Dönemindeki sorunların çözümü için tarihteki benzer olayları incelemiş, gözlemlemiş, olayların sonuçlarına odaklanmış ve onlardan dersler çıkarmıştır. Ona göre bugünü anlamanın en iyi yolu – tarih tekerrür ettiği için – geçmişteki olaylar üzerine yoğunlaşmak ve onlardan ders çıkarmaktır. Örneğin özgürlük hususunda geçmiş insanların özgürlüğe daha düşkün olduğunu fikrindedir ve fikre geçmişteki eğitim ile dönemindeki eğitimi mukayese ederek ulaşmıştır.

Machiavelli, halkı köleliğe mahkûm eden iktidarın mekanizmasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir ve “saldırmayanın saldırıya uğrayacağı”, “var kalmak için değişmek gerektiği” vb. ikazlarıyla halkın felaketten kurtulmasını önlemeyi arzu etmiştir. Günümüz siyasetine baktığımızda göreceğimiz üzere, özellikle doğu toplumlarında, Machiavelli hâlâ anlaşılamamıştır.

Halklar, felaket kendi başlarına gelene dek yöneticilerini göklere çıkaradursun; yöneticiler göklerden gülümseyerek onlara felaket dağıtırken.