Uyuyuş

“En azından gerçektim
Sahte ve basit olamadım
Dürüst ve samimi olabildim
Çek göklere gururumu
Burnum bokan çıkmasa da olur”

Çoğu insan hayatının trajediden ibaret olduğunu sanıyor, joker filmini izlemişsinizdir.
Bense diğer taraftandım hep. Hayatımın komediden ibaret olduğunu biliyordum.
Hatta yazdığım yazılardan birinde de buna yer vermiştim.
“Hayat, mizah anlayışın benimkine benziyor.” diye, komik.
Artık hakkettiğim şeyleri bulmak, inandığım şeyleri yapmak ve düzgün bir insan olup daha önce başaramadığım şeyleri başarmak istemiştim.
Arkadaşlar edinmek, önemli olmak, yanımda birileri olması.
Çünkü yaptığım birçok şeyin sonucunda en sonunda tek kalmıştım.
Tam olarak böyle değil, böyle dersem iki kişiye haksızlık etmiş olurum. Galiba onlar da her halükârda yanımda olacağını kanıtlamış insanlar. Birine abim birine de kardeşim diyebilirim.
Diğer insanlara gelirsek. Ortada oluşan curcuna sonucunda teker teker gittiler.
En ufak bir yanlışım olmadı kimseye, buna çok fazla dikkat ettim. İki üç kere düşündüm her şeyi, içimde bir çelişki tanesi kaldıysa bile başkalarına danıştım.
Öğrendiğim, yaptığım şeyler hiçbir işe yaramadı.
“Bazen bir halta yaramaz ne yaparsan yap.”

Dinlemeye, anlamaya, kendinden önce başlarını düşünmeye vb.
Sayarsam kendimi övüyormuş gibi görünebileceğim her şeyi yaptım.
Ama durup düşündüm neden yapıyorum bunları diye.
İyi bir insan olmak tam olarak umurumda değildi.
Kötü bir insan olmak da tam olarak umurumda değildi.
Sadece artık her şey yolundaymış gibi rol yapmak.
Herkese sınırsız saygım varmış davranmak.
Bir şeylere tahammül etmek istemiyordum.
O yüzden sadece içimden gelen şeyleri yapmayı kendime görev edindim.
Sadece kendim, sadece istediklerim. İyi veya kötü olmasına bakmaksızın.
Daha önce yazdıklarımda belirttim bunu. Griydim ben, bir şekilde bir tarafa yakın olsam da her zaman griydim.
Galiba bir yıl önce, büyük bir travma sonucunda, o pes etmeyen tarafa geçip her şeye dört elle sarıldım.
En sevdiğim dizi Breaking Bad deki Walter White gibi.
Gidişattan memnun değildim, potansiyelim vardı, kullanmak istedim.
Ama onun dizideki sonuyla, benim döngümdeki sonum tam olarak örtüşmedi.
Dizide Heisenberg kazanırken, Walter abim kaybediyordu.

Aynı yerdeyim, tam olarak yola çıktığım yerle aynı yerde.
Aynı hissettiklerim. Aynı vazgeçme isteği. Duygular.
Çoğu şey aynı o yüzden farklılıklara geçelim.
Vicdan azabım yok, kendimi suçlayabileceğim bir şeyim yok.
Yani benden başkasının yapamayacağı kadar temiz bir iş çıkardım.
Detaycılığım ve mükemmeliyetçiliğim ilk defa bir işe yaramış olmalı.
Komik kısma gelelim. Eğer hiçbir şey yapmasaydım tam olarak aynı yerde duracaktım.
O kadar acı, öğrenme isteği, çaba, savaşlar.
Pes etme konusunda pes etmek. Vazgeçmekten vazgeçmek.
O kavram kargaşası yani, onun içinde olmayacaktım, orada bulunmayacaktım.
Okyanusların dibine batmak yerine, tavanına yatıp gökyüzünü izlemeye devam edecektim.
Dediğim gibi, ikisi de mavi, ne yaparsan yap aynı.
Sadece birisinde nefes alabilirken diğerinde alamıyorsun.
Kendi çıkarımı hiç gözetmediğim için elimde hiçbir şey geçmemesi normal.
Ama endişelerim var hala. Garip bir alışkanlık olarak üzerime yapıştı galiba.
Yaptığım şeyleri başka insanlardan da yapmasını bekleyecek olanlar olabilir diye endişeleniyorum.
O yüzden birkaç şey belirteyim.
Yerimde olsaydı herhangi bir insan, bunları yapmazdı.
Yani kendi kendime tavsiye verecek olsam bende “Yapma.” derdim.
“Tamam içinden gelen bu ama yapma.
Senin için herhangi birisi yaptı mı? Hayır.”
Ama benim motivasyonum farklıydı, kendimi de dinlemezdim başkasını da.
Beni tetikleyen şey benden başkasının benim için bunları yapmamış olmasıydı.
Kimse tam olarak yanımda olmadı, kimse anlattıklarımı dinlemedi, vakit ayırmadı, fikirlerini paylaşmadı.
Bir an olsun bunları yaptıklarını sandıklarım oldu. Galiba saman alevi.
Günün sonunda hep tek başımaydım. Merak ettiğim kadar edilmiyordum.
Sonraları içten içe bir çatışmaya girdim. İlk baştaki yola çıkış amacımı sorgulamaya başladım.
“Kimseyi önemsemeyen insan, neden kimseyi önemsemeyen insanları önemsemeye başladı?”
Bu çatışmalar sonucunda bir yere varamadım çünkü yola ilk çıktığım andaki sorularım, sorguladığım andaki sorularım, birbiri ile örtüştü. Bir sorum diğer sorumun cevabı oldu ve böylece önüme bir engel çıkmadan yürümeye devam ettim. Yürüyebildiğim kadar ve döngü son buldu.
Öğrendiklerim dışında en ufak bir şey kazandığım söylenemez. Bolca vakit kaybettim.
Açıkçası içimden gelen aynı şekilde devam etmek ama aynı şeyleri yapıp farklı bir sonuç bekleyen insanlardan değilim sanırım. Olmuyorsa yapma.

Herkesin bir terazisi varsa benimki bozuk. Bir taraf ağır basıyor ya da bir taraf hafif kalıyor.
Hiç dengede durduğunu görmedim bu defolu aletin.
Değer verilmesi gerekiyorsa çok fazla verdim. Karşı çıkılacaksa çok fazla karşı çıktım.
Hayatıma bir bütün olarak baktığımda hiçbir zaman tam olarak dengede olduğum söylenemez.
Belki bu sefer seçeceğim yolda dengeyi denerim.
Hakkettiği kadar mantığı pek içimde sinen bir şey değildi.
Herkesin ne hakkettiğini önceden bilemezdim, zaten yıllarca biriktirdim hiç kimseye dağıtmadım.
O yüzden bol keseden. Bir kepçe daha? Elli kuruş farkla büyük boy?
Dedim ya terazimde denge yok diye. Ne kadar zarar görmezsem eskiden o kadar zarar görebilir hale büründüm. Moralimi bozmaması gereken bir şeyi üç gün boyunca oturup düşündüğüm oldu.
Yalan söylemeyeceğim pes ettiğim anlar oldu. En başa dönüp sadece geldiğim yöne doğru gitmeyi istediğim, hiçliğime. Ama gidemedim, adımlarım buharlaştı demiştim.
Genelde çok güzel betimlemeler yaptığım söyleniyordu okunan azınlık insanlar tarafından.
Aslında betimleme falan yapmadım. Sadece olduğu gibi anlatabileceğim kelimeler yoktu, kendim yarattım.
Farklı bir şeye dönüşüyorsam parmak izlerim silindi. Bir kişilik yarattıysam parçalandım.

Acı bir itiraf olsun, bir şeyleri yazmak hiçbir zaman bir tutkum olmadı.
Sadece kaçmak istedim. O andan, hissettiğimden, içinde bulunduğum durumdan.
Birine sığınmayı çok isterdim bende ama etrafımda öyle birisi yoktu o yüzden kendim yarattım sığınaklarımı.
Şimdi dönüp bakıyorum da çok fazlalar. Alışılagelmişin dışında hiçbirinde gerçek bir insan barınmıyor.
Dünya üzerinde en çok konuştuğum kişi kendim olmalı. Eğer zihnimden ayrılıp kendime bir yoldaş, akıl hocası, bir dost seçmem gerektiği söylenseydi; kendimi seçerdim.
O kadar bozdum ki pusulamı en sonunda tam anlamıyla tamir etmem gerekti.
Pusulam doğru çalışıyor. Her koşulda yönümü bulabiliyorum, doğruyu bilebiliyorum, geleceği öngörebiliyorum.
Neden böyle olduğu sorusuna bir cevabım yok bu sefer.
Elimden gelenin fazlasını yaptım. En çok çabaladığım konu bu olmalı.
Yeterli gelmedi. Eksikliğim ne bilmiyorum.
Bilsem hala devam edip kapatırdım açığı.
Ama o kadar uzun süre düşündüğü bir konu hakkında bir sonuca ulaşamayınca, insan bulamayacağına inanıyor. En azından tek başına bulamayacağına. Arkadaşımı arayıp benim sorunumun ne olduğunu sorduğum oldu. Fazla iyi niyet dendi.
Bunu bulundurmadığım zamanlarda da bir sorunum vardı diye düşünerek es geçtim.
Galiba gözden kaçırdığım nokta orasıydı.
Fazla iyi niyetimin olmadığı zamanlar çok daha fazla sorunum vardı.
Galiba tek bir işlem bütün her şeyi bozabiliyor cidden.
Sorunumu başka bir sorunla çözmek.
Şimdi hakkettiğimden bahsetmeyeceğim çünkü kimsenin hakkettiğini bulmadığını; iyinin de kötünün de.
Yedisinden yetmişine herkesin bildiğini düşünüyorum. En azından benim gibi, en azından düşünenler için.
Tekrardan insanlığa küsecek değilim.
Barıştığımda ne kadar çok şey kaybettiğimi ne kadar eksildiğimi ve bütün bunları kendi kendime yaptığımı gördüm. Artık kendime daha fazla acımasız olmamalıyım.
Bütün bu yolculuğum sırasında hiç özgür olduğumu hissetmedim.
Şimdi birçok şeyi feda edip özgürlüğümü kazandım. Peki özgürlüğümün devam etmesi için neleri feda etmem gerek? Kazanmak için kaybetmek mi gerekti illa?
Bir daha bu yolda yürüyeceğimi sanmıyorum. Ağzımın payını aldım.
Tekrar aynı hatayı yapacak kadar aptal değilim, umarım yani.
Galiba inadımı kırıp bir terapiste görünmem gerek. Bunun eğitimini almış birisi ile konuşmadığım için belki sorunumu/sorunlarımı bana bir çırpıda söyler ve beni büyük bir çabadan kurtarır.
İçim rahat. Kuşlar kadar özgürüm. Güvercinler, muhabbet kuşları, papağanlar, kanaryalar hariç.
Bu yüzden içinden gelenleri yapmaya devam edeceğim. İçimin rahatlığı birçok şeye değiyormuş.
Zaman bütün işleyişi ile bana sesleniyor. Duyabiliyorum.

“Hayatın rutin işleyişinde zamanla olan bağlantını kaybedince kendini haftalar hatta aylar sonrasında bulursun
Bu zamanın çabuk geçtiğinin göstergesidir
Hayatın rutin işleyişini kırıp kendini 5 dakika önceye gönderirsen
Bu da zamanın çabuk geçmediğinin göstergesidir
Göstergeyi içip sabaha kadar oturursan o günü öldürürsün
Öldürdüğün gün sana günaydın deyince diğer günü yaşatırsın
Yaşattığın günü öldürdüğünde Perşembe ve cuma günlerinin aynı olduğunu anlarsan işler birdenbire sarpa sarar ve kendini içinden çıkılamaz bir sorunda bulursun
İçinden dışarı baktığında göremezsin
Gözünü kapattığında ise kaybolan her şeyden bir parça bulursun
Gittikçe kaybolan parçalardan son parça da kaybolunca zamanın rutin işleyişi durur ve sana şunu söyler
Bir tur daha?”

 

“Dolabımdan üzerime saygı ve sevgi giydim, hazırlandım.
Elimi sol cebime atıp anahtarlarımı çıkarttım.
Kilitlerimi açıp kafesimden çıktım.
Sizin kafesinize girdim, dehşete düştüm.
En az sizin kadardım.”

 

Bu senem de berbat bir yıldı.

Öneri: NF- I Can Feel İt