Bir asırda yirmi, beş; hasır altı, yedi düvel.

Selam, bayadır inzivaya çekilmiş emekli amcalar edasıyla gözüken kamuflaj desenli günlerde mağara adamı verimliliği ile mal taşıyan yük gemisindeki denizciler gibi limana kadar boş beleş geçirilen zamanlardan zamanlara zıplayarak gök yüzünden paraşütsüz atlamakla meşguldüm; tetkik edildiğinde düşüşüm okyanusun kalbini bir hayli ıskalayarak güneşi uzun süre görmediği için inkar eden bir çukurun zeminine konmuş.

Takribi kaç ay geçtiğini bilemeyecek kadar geçmiş, geri dönemeyecek kadar uzaklaşmamış haldeyim. Birçok kere başımdan geçen absürtlükleri farklı şekilde dışa vurma çabası aramama rağmen kafamı duvarlara vurmamış bulunuyorum halen.

Bütün yollar gidilmiş kabulumu reddedip geldim, demin geldim.
Soluduğum tema hala değişmemiş; hala bir amaç ve olunmaya değer bir şey yok. Olmamaya değer bile bir şey kalmamış tezgahlarda. Basite kaçmak gizliden yapılan bir eylemden büyük bir taaruza dönüştü, bütün eli havadakiler bu kervanın üyesi iken ben kaldırımda pinekledim elbette. Yerimi yadırgadım döndüm aynı sokakları. Parmak izleri edinerek evrende izler bıraktım. Farklı renk ve desenlerele çevrilmiş sigara izmaritleri vasıtası ile ulaşabildiğim külleri, küllerime kattım. Bu sayede yanabilecek bir şey kalmadığına anlamsız bir iyimserlikle ikna edilişimi kendime ve kundakçıma ihbar ettim, buna pek bozulmuş olacak ki bir kolonya şişesinden koca bir yudum alıp bir sihirbaz edası ile küllerime ateş püskürdü, ya küller yanacaktı ya da ikna edilişim.

“Bahtiyar olacakken 4 harflik kaydırma sonucu, kayan zeminde yuvarlanarak sürünmediğini iddia eden bir kötü baht aidiyetlisi, hayalleri tepetaklak olurken hayalinde takla atan bir aracın içerisinde ise dünyadan bile hızlı dönebilir ya da günleri parçalara bölerek katlanabilir kılmak gibi totalde anlamsız ama günü kurtarmak pahasına edindiği çabası ile pelerinini ters giyip ışıkların kendiliğinden kapanmasını bekleyebilir.”

“Çalakalem yazılmış kusursuzluk

Bu terimin gerçekliği aslında gerçek olmamasından geliyor. İçinde birikmiş düşünceleri aniden bir yere yazmaktır aslında içeriği, umurumda değil inanacağım basit yalanlardan birisi olsun bu.

Hayatın üstüme gelmesi durmuş olmalı ya da ben durdurdum, sorunlar sorun olmaktan çıkıyor beslemediğim sürece, kulak vermediğim sürece zehirli düşüncelere bitkin düşmüyorum. Bu da yeni bir bilinmeyeni beraberinde getiriyor, basitlik yok pek bu aralar etrafta. Kulak vermediğim sürece olumsuz etkilenemiyorsam eğer, olumsuz etkilenmek benim seçimim oluyor. Acı çekmenin hazzı gerçekten özel mi ya da ihtiyaç mı? Değerlerden arınmamış birisi bunu inkâr eder elbette, ama her şeyden arınınca bunu kabul edebilir, benim gibi. Bu sebepsizce yapılan bir şey değildir, konudan bağımsız olarak yapılıyor, düzeltmek veya anlamak istediğin bir bölgeyi seçip, kapıyı açıp, bütün karanlığı odaya doldurmak. Ders çıkarmazsan pişmanlık olarak kalıyor, anlayabilirsen anlaşılabilen, düzeltebileceğin bir şeyse değerli bir an. Beni iyimserlerden ayırın bu konuda, geneli sonuçsuz kalıyor bu eylemlerin. Olsun değer yargılarından arınabilen halim için bu bir ihtiyaç değil miydi zaten?

Eylemlerin sonuçsuz kalması peki, neden bu bir olumsuzluk olmuyor her zaman. Aradığın yolun bu olmadığını anlamak gibi garip kehanetlerle gelebiliyor bu durum. Gözlerimiz önündeki basit gerçeği görmeden neden en derinlerindeki karanlığa doğru kazmaya başlıyoruz. Hani basitlik yoktu bu aralar etrafta, dediğimi anımsamayın. Bu kadar derinlere inmeme gerek var mıydı, gözlerim işlevini yerine getiremiyor mu tam olarak, sanmam. Bazen bu kadar basitliği beklemiyor çünkü insan. Olacak iş değil bu deniyor ve diğer sebeplere atlanıyor. Gelen yeni bilinmeyen de gidiyor böylece. Sadeleşince de geriye kalan tek şey iyimserlerden ayrılmam oluyor herhâlde.”